NLP İLKELERİ VE VARSAYIMLARI
NLP diğer disiplinler gibi bazı ilkeler ve prensipler üzerine kurulmuştur. Bu ön kabüller NLP’nin özünü oluşturmaktadır. NLP’yi daha yakından tanıyabilmemiz için bunları iyice kavramak yararlı olacaktır. Bu prensiplere kesin olarak doğru veya yanlış diyemeyiz.Yalnızca NLP tarafından özümsenmiş kabullerdir. Bunları doğru şekilde kullanırsak yaşamımızda faydalarını görebiliriz. Diğer disiplinlerde ve bilimlerde teori üretmeden önce varsayımlar vardır, ancak bunlar defalarca kanıtlanırsa ve bir fayda oluşturursa teorik olarak uygulanabilir.
İşte bunlardan bazı örnekler...
İLETİŞİMİN ANLAMI ALDIĞIMIZ TEPKİDİR:
İnsanlar ve canlılar dünya var olduğundan beri iletişim halindedir. Bulunduğumuz yüzyıl iletişim açısından patlama yaşamaktadır. Bu iletişim ağının çeşitli şekillerde, medya, internet, TV kanalları , bilgisayar ve mobil teknolojisi ile bireyleri ve sektörleri etkilemesi söz konusudur. Bu da bir takım kavramlara dikkat çekmektedir: Diğer kişileri anlamak ve onlar tarafından anlaşılmak ve tabii ki bunu en doğru şekilde yapmaktır. Günümüzde mesajlarımızı hızlı, anlaşılır ve doğru olarak iletmek en etkili iletişimdir.
Peki, bu kadar gelişmiş teknoloji, sistemler ve medeni iletişim olanakları varken acaba bizim seviyemiz nerelerde? Biz hangi tarafta yer alıyoruz? Etkin ve doğru tarafta mı, Edilgen ve yanlış tarafta mı? Toplumda bazı zamanlar yanlış anlaşılırız. Anlaşılamamak karşımızdaki kişi ve grupların değil, bizim sorunumuzdur. Burada önemli olan bizim söyleyeceğimizin karşımızdakinde uyandıracağı tepkidir. Neyi, nasıl söylediğimiz çok önemlidir. Ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz dikkat çeker. Burada kendimiz ile iletişim halinde olmalıyız. Söz ağzımızdan çıktıktan sonra düşünmeden konuşmuşsak, bu bizi olumsuz yönde etkiler sözümüzün esiri oluruz. Etkin ve doğru iletişim için kontrolümüzü elden bırakmamalıyız. Kısaca nasıl davranırsak öyle tepki alırız.
Geleneksel iletişim eğitimi çoğunlukla; mesaj, araç ve doğru bir sunumun ayrıntıları üzerinde titizlikle durmasına rağmen bu iletişimden elde etmek istediğimiz şeyi göz ardı eder. Biz istediğimiz kadar fiziksel jest ve hareketleri kullanalım veya hangi tekniği kullanırsak kullanalım, eğer iletişimimiz bizi istediğimiz cevaba, tepkiye veya sonuca ulaştırmıyorsa, harcadığımız zamanımız ve çabamız boşa gitmiş demektir. Eğer iki taraf için de bir anlam ifade ediyorsa, sessizce bir bakış bile bir iletişim kurmak için yeterli olmuş demektir.
Bazen istediğimiz cevabın çok belirgin bir şey olmasını bekleriz, belki de bu cevap minik ayrıntılarda gizlidir. Çoğu zaman eşimizin bize olan sevgisini ‘’seni çok seviyorum’’ gibi bir kelime ile ifade etmesini bekleriz. Örneğin; bir kahvaltı sofrasında eşimizin bize kızarmış bir ekmeğin üzerinde sunduğu bir jest bile bunu yeterince açık ortaya koyar.
Uzun zamandır inanılmaz bir şekilde çaba harcadığımız, bir inançla üstünde durduğumuz,, ne kadar uğraşırsak uğraşalım veya isterse bütün kaynaklarımızı akıttığımız bir hedef olsun, bir türlü gerçekleşememektedir. Bazen öyle bir şey olur ki; herşey bir çorap söküğü gibi, hiç ummadığımız bir zamanda aniden gelişir ve tam da bizim istediğimiz bir şekilde gerçekleşebilir. Son dakikaya kadar umudunuzu yitirmeyin...
İNSANLAR İHTİYAÇ DUYDUKLARI TÜM KAYNAKLARA SAHİPTİR:
İnsanoğlu bu kaynaklara birçok yönden sahiptir. Nedir bu kaynaklar, nasıl kullanılır veya kullanılamaz? İlk akla gelen kendi iç kaynaklarımızdır, duygularımız, düşüncelerimiz ve daha sonra da fiziksel kaynaklarımızdır. Bir yanda iç kaynaklarımız dururken bir yandan da dış dünya ile sürekli iletişim kurma ihtiyacımız vardır. Bazen çok çaresiz durumlarla karşılaşırız ve ne yapacağımızı bilemeyiz. İşte tam böyle bir durumda kaynaklarımız ile iletişim kurmanın önemi ortaya çıkar. Karşımıza her zaman çıkma olasılığı olan felaket ve olağanüstü durumlar karşısında boyun mu eğeceğiz, yoksa her zaman hazırlıklı olup kaynaklarımızı da alıp savaşacak mıyız? Tercihler yapmak, hedefleri gerçekleştirmek ve bir amaca sahip olmak için insanların yaradılıştan yanlarında olan bir parçadır. Başarı modellerinin esnek yaklaşımı, bir şeyi yapmanın tek bir yolu olamayacağını ve herhangi bir problem, davranış veya durum için birden fazla bakış açışı olması gerektiğini düşünür. Böylece kaçınılmaz olarak, alternatiflerimiz vardır.
NLP, kaynakları değişik açılardan ele alır. İç sesler, duygular, düşünceler, zihinsel ve fiziksel kaynaklardır. Güç her insanın içinde ses, görüntü ve duygu olarak daha önceden vardır. Bazen iç görüntülerin esiri olur ve biyolojik ve psikolojik yapısı iyi olmasına rağmen kendini yanlış algılayarak zayıf bir davranış biçimi gösterir. NLP, bu duyguların farkına varıp olumlu kullanarak içinde bulunduğumuz durumun kısa ve çabuk yolla nasıl değiştirileceğini öğretir. Örneğin bir grubun önünde konuşma yapmaya veya bir arkadaşımızla önemli bir konuda konuşmaya çekiniyorsanız bunun nedeni grup veya karşınızdaki kişi değil, sizsiniz. Böyle bir durumda gözlerinizi kapatın ve resmi daha parlak ve net, kendinizi daha güvenli ve cesaretli şekilde görün. Zengin olmak istersenizde kendinizi çok paranız varmış gibi hayal etmenize gerek yok, sadece zenginlik anlayışınızı değiştirin. Yine aynı şekilde hissedecek ve kendinizi ezik olarak görmeyeceksiniz. İç görüntü, ses ve duyguları bilinçli olarak kullanmak ve bunların farkına varmak insana güç ve beceri kazandıracaktır. Herkes bunlara sahiptir. Önemli olan bunları etkin bir biçimde kullanmaktır. Güç ise, insanın kendini zihninde olumlu ve yeterli algılamasından başka bir şey değildir.
İnsanlar doğaları gereği, ilk çağlardan itibaren hayatta kalabilmek için yaşam mücadelesi verirler. Çaresiz kaldıkları zaman içlerindeki ses ve kaynaklar ile doğal olarak iletişime geçerler. En iyi çareler en sıkışık zamanlarda gelir. Çoğu zaman katlanmanın dayanılmaz olduğu durumlar bizi zorlar ve ihtiyacımız olan kaynaklar kendiliğinden aklımıza geliverir.
İhtiyacımız olan kaynak ister maddi isterse de manevi olsun bir şekilde ulaşırız. Kaynaklarımıza ulaşmada en büyük engeller, korku, panik, bunalım ve inançsızlıktır. Engeller her türlü şekilde olabilir ama içimizde inanç olmazsa hiçbir şeyi elde edemeyiz. Bazen de beklemek, ümit etmek ve sabır da bizi inancımız sayesinde kaynaklarımızla buluşturur.
Yeterki farkındalık içinde olalım ve içimizdeki sesi dinleyelim. Çünkü; ihtiyaç anında o bizim kapımızı mutlaka çalar. İnsanlar en iyi seçeneklerini kendileri için ulaşılabilir kılar. Buna inanın...
HER DAVRANIŞIN ÖZÜNDE OLUMLU BİR NİYET VARDIR.
Toplum içinde davranışlarımız nedeniyle zaman zaman eleştirildiğimiz olmuştur. Bu davranışlarımız o an için bulunduğumuz çevrenin kültürel yapısına, etiklerine ve düşünce sistemine ters düşmüş olabilir. Belki de hiç düşünmeden sergilediğimiz bir tutum bizi pişmanlığa sürükleyebilir. Kendimiz için mümkün olan en iyi seçeneği o anki duygularımızla yaparız. Net bir şekilde ifade edememize rağmen ve hatta bazen farkında olmasak bile, herşeyin değişmeyen tek unsuru bir amacımızın olmasıdır. Her aksiyon en azından onu yapan kişi için pozitif bir amaca sahiptir. Bir anlam ifade etmese de veya bilinçli olmasa da bazı hedefleri izleriz. Anti-sosyal veya iğrenç olduğunu düşünebildiğimiz bir aksiyon onu yapan kişi için şüphesiz anlamlı ve mantıklı birşeydir. Bu hareketi toplumda destek bulmasa bile, onu yapmak için bir sebebe bir ideale sahip olacaktır. Bu insanın ‘’dünya haritasına’’ göre onun davranışı bir sonuç getirecektir. İyi niyetin olması, iyi davranışın garantisi değildir. Bir sorunu, onu yaratan düşünce tarzıyla ele alırsanız, asla çözemezsiniz. Olumlu niyet ilkesi, güçlü, etkili yaratıcılık ve sorun çözme becerileriyle birleşmelidir.
Sonucu hemen görülecek bir sosyal fayda veya kendini kısa süreliğine iyi hissetmeğe bir Örnek de; sigara tiryakisi birçok yakınımız vardır. Onların sağlığını düşündüğümüz için sürekli vazgeçirmek üzere çaba sarfederiz. İnsanlar kabul etmeseler bile duygularıyla vardırlar. Burada duygularımız derken duygusal ihtiyaçlarımızı kastediyorum. Siz hiç bile bile kendinize kötülük yapar mısınız? Sigara içen bu yakınlarımıza sorduğumuz zaman sigarayı keyif için veya sıkıntıdan içtiklerini söyleyeceklerdir. Sigara içmeyerek bir iki sene daha fazla yaşayacaklarına, sigara içmenin verdiği keyifle daha az yaşamayı tercih etmektedirler. Hem hayata hem de ölüme meydan okumaktadırlar. Bu kendi açılarından o duruma göre en iyi seçenektir.
Başkaları bizi onaylamasa da, seçimlerimize inanmasa da, hatta eleştirse de o an için yaptığımız en iyi seçime göre davranırız. Şimdi diyeceksiniz ki; seri cinayetler işleyen bir katilin kendine göre nasıl iyi bir niyeti olabilir? veya kiralık bir katil para karşılığı nasıl bir insanın canına kıyabilir? NLP’nin bu iyi niyet ilkesi çok tartışılan bir konudur. Kiralık katilin kendisine sorduğumuzda bu cinayetleri ailesine para sağlamak amacıyla, onlara yardım etmek üzere işlediğini söyleyebilir. Belki de topluma zararı dokunan bir kişiyi öldürdüğünü düşünüyordur. Mantığımız bile bizi duygularımız doğrultusunda haklı çıkarır. En kanlı cinayeti işleyen kişinin bile kendince duygusal boyutta haklı bir nedeni vardır. Alacağı parayla elde edeceği gücün öldüreceği kişinin yaşamından daha önemli olduğuna kendisini inandırmıştır.
Olumlu niyet kavramı, ahlak ve adaletten çok, değişim, iyileşme ve ekoloji ile ilgilidir.Geçmişten çok gelecekle ilgilidir. Olumlu niyet ilkesi, kişinin zayıflamış dünya modeline yeni seçenekler katmayı amaçlar. Bu yeni seçenekler, kişinin olumlu niyet ve amaçlarını tatmin edecek doğrultuda olmalıdır. Davranış ya da semtomun olumsuz veya patolojik sonuçlarının değil. Bu olumlu niyete bağlı olarak ‘’kişinin davranışlarını kendisinden ayrı tutmak’’ tır. Bu davranışı ortaya çıkaran olumlu niyet, fonksiyon ya da inanç gibi şeyleri, davranışın kendisinden ayrı tutmak demektir. Diğer bir deyişle, yüzeydeki sorunlu bir davranışa tepki vermektense ‘derindeki yapıya’ cevap vermek daha saygılı, ekolojik ve verimli bir yoldur. Çevremizdeki insanların düşünce ve davranışlarına bu perspektiften bakacak olursak, daha az eleştirel ve kınayıcı davranabiliriz. Aynı zamanda kendi gerçeklik haritamızı incelemeye ve anlamaya başlayabiliriz.
HARİTA BÖLGENİN KENDİSİ DEĞİLDİR.
Hepimizin kendimize ait subjektif dünya ‘’haritamız’’ vardır. Zihinsel haritamız da dünyanın kendisi değildir. Biz dünyayı beş duyu organımızla algılarız. Gördüğümüz,duyduğumız, hissettiğimiz, kokladığımız ve tattığımız herşeyi şekillendirir, anlamlandırır ve etiketleriz. Sonra da bunları belirli sıralarda kullanarak iç ve dış deneyimlerimizi oluştururuz. Bu şekilde algılamadığımız hiçbirşey bizim için bir anlam ifade etmez. Yeni şeyler de daha önceki bilgilerin ışığında anlam taşımaya başlar. Dünya değişmeyebilir, ama bizim düşüncelerimiz, değerlerimiz ve inançlarımız sürekli değişmektedir. Kesin doğruyu bilmediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Hiç kimsenin zihin haritası nesnel değildir, bunun için kişilerin zihin haritaları gerçek dünyayı göstermez. Henüz yaşamın anlamını tamamen çözmüş değiliz. Doğrunun geçerli olabilmesi için iç ve dış algılarımızın uyuşması gerekir. Her birimiz birşeyi kendimize göre algılarız ve şekillendiririz; bizim doğrumuz o olur.
Çoğu kez aynı şeyleri bile farklı görmek olası ve doğaldır. Örneğin; yolda arabamız ile giderken bir trafik kazasına şahit olan birçok kişinin, aynı kazayı değişik şekil ve yorumlarla aktardıklarını duymuşsunuzdur. Herkes olayı kendi temsil sistemine göre anlamlandırarak aktarmaktadır. Zihnimizin bu şekilde anlamlandırdığı olayları orijinalinin aynısı olarak anlamlandırdığımızda, öyleymiş gibi tepki gösteririz. Çünkü zihin hayal ile gerçeği ayırt edemez. Çoğu zaman TV ‘de seyrettiğimiz filmlerin gerçekmiş gibi etkisi altında kalırız ve ona göre duygusal tepkiler gösteririz. Bunun böyle olması olayları anlama ve değerlendirme, başkalarının değer yargılarını anlama ve iyi iletişimde bulunabilme, değişme, ilerleme ve gelişme açısından son derece önemlidir. Bu farkındalık, bunalımdan ve deprasyondan kurtulmak, büyümek,olgunlaşma; olaylara başka açılardan bakabilmenin, yani onları değişik haritalardan görmenin sonucudur. Harita gerçeğe ne kadar yakınsa o kadar gerçek ve doğru olacaktır.
Çoğu zaman insanların bizi yanlış değerlendirmesi harita ile bölgenin karışmasının sonucudur. Biz bir şey söylerken insanların başka bir şey anlaması yine buna örnek verilebilir.
Başka insanların gerçeklik haritalarını keşfederek kendi deneyimlerinizi genişletebilir ve zenginleştirebilirsiniz. Görünüşe göre aynı veriye dayanmasına rağmen tamamen farklı sonuçlara nasıl ulaşabildiğimize dikkat edin. Bunu iş toplantılarında, sosyal dialoglarda, hatta haberler ve yeni bilgiler karşısında aile üyelerinin davranışlarında görebilirsiniz.
Bütün farklılıklar, kendi zihnimizde olmaktadır. Bazı insanlar hayatı bir oyun alanı olarak algılarken bazıları da savaş alanı olarak algılayabilirler. Bazıları geleceği pırıl pırıl görürken bazıları da karamsar görürler. Bu farklı haritalar konusunda tartışmak anlamsızdır. Herkes kendine göre doğrudur. Gerçek ise başkadır. Herkesin kendi gerçeği dünya gerçeğini yansıtmaz. Çevremize baktığımızda anlaşmazlıkların ve kişisel savaşların, farklı haritaların farklı yansımalarıyla çıktığını görürüz. Dünya anlaşılmadığından yakınan insanlarla dolu, anlamaya çalışanda çok az. Bir insanı ya da bir olayı yargılamak çoğumuz için ne kadar da kolay...Hep biz haklıyızdır, değil mi? NLP, değişim ve gelişim sürecinde ‘’Harita bölgenin kendisi değildir’’ ilkesini savunurken olaylara değişik açılardan bakmayı, çözümler üretmeyi, gerçeğe yaklaşmayı hedeflemektedir.
BAŞARISIZLIK YOKTUR, SADECE GERİ BİLDİRİM VARDIR.
Bazen işler istediğimiz gibi gitmeyebilir. Böyle olunca hemen başarısız olduğumuzu düşünürüz. Oysa ne kadar çok çaba harcamıştık, ne kadar çok düşünmüştük, elimizden geleni yapmıştık gerçekleşmesini istediğimiz şey için....NLP’nin bakış açısına göre olaylar iyi yada kötü değildir; herşey bir durumdan, bir sonuçtan ibarettir.
Başarısızlık duygusu ve onun yarattığı kendini demotive etme, davranışlarımızı olumsuz yönde etkileyecektir. Başarısızlık kavramını haritanızdan sildiğinizde, yeni olasılık kapıları önünüzde açılacaktır. Diğer insanların vazgeçtiği noktada siz devam etmelisiniz. Ancak burada başarı kavramına bakmakta yarar var. Sizce başarı nedir? Hedeflerimize ulaşmak mı? Peki sizin başarı olarak düşündüğünüz şey bir başkası için de başarı mıdır? Düşünecek olursak başarı göreceli bir kavramdır, kişiden kişiye göre değişebilir, herkes için farklıdır. O halde başarı, bizim beynimizde yarattığımız bir olgudur. Bizim için başarı olan bir şey, başkası için bir durumdan oluşuyorsa, o zaman başarısızlık diye düşündüğümüz şey, neden bizim için de bir durumdan ibaret olmasın.
‘Başarısızlık yoktur, sadece geri bildirim vardır.’ demiştik. Aslında ‘bir şeyin tam istenilen şekilde olmaması’ da öğrenme sürecinin bir parçasını oluşturur. Örneğin yeni öğrendiğimiz bir şeyi alışkanlık oluşturacak şekilde öğrenmek istiyorsak bu sözü bu gibi durumlarda kullanırız. Yaptığınız şey istediğiniz kadar etkili olmamışsa da en azından faydalı bir geri bildirim bilgisi kazanacaksınız. Bu prensip sadece iletişim konusunda değil, evrensel olarak herşeye uygulanır. Başarı kavramını düşündüğünüzde, size birçok yol önerilecektir. İncelediğinizde, başarı ya da başarısızlık, herşeyin sizin elinizde olduğunu göreceksiniz. Başarı için tek sorumluluk sizdedir. Bunu çok iyi anlayıp değerlendirdikten ve kendinizi anladıktan sonra başarısızlık diye bir şey olamaz. Başarı için özel bir formül yoktur, başarılı olarak kabul edilen insanlar kendilerine özgü davranışlarla başarıyı yakalamışlardır.
Daha önce o anki deneyim ve hayat görüşüne veya ruh durumumuza göre hareket ettiğimiz bir çok konuda, davranışlarımızı değiştirdikten sonra başarızlık olarak gördüğümüz şeyin de buna bağlı olarak anlamının değiştiğini görmüşüzdür. Bu başarı sürecinin önemli bir parçasını oluşturur. (Başarı Modeli konusunda inceleyeceğiz.) Davranışımızı değiştirdiğimizde başarı kavramının ve durumların değiştiğini artık biliyoruz. Çünkü; sürekli aynı davranışları yaparak farklı sonuçlar bekliyemeyiz. Bunu kabul ettiğimizde olumsuz algılamalarımızın önüne geçerek kendimizi her zaman motive etmiş oluruz. Bu bir kişisel dopingdir. Hatta kendi kendimize yaptığımız bir hiledir. NLP ile değişim anında olur ve irade gerektirmez. Olmasını istediğiniz gibi davranmaya başlayın ve bunu devam ettirin. Yani koşullara kendinizi hazırlayın. Bunun için beklemenize gerek yoktur. Aslında değişim anında olur, değişmeye karar vermekse zaman alır.
NLP hiçbir zaman araçları amaç haline getirmeyi vurgulamaz. Sonuca gitmek için ilkeler doğrultusunda işe yarayan herhangi bir durumun, düşüncenin, davranışın uygulanmasını önerir. NLP’de amaç doğru araçtır. Araçlar doğru ustanın elinde harikalar yaratır. Dolayısıyla başarı yolunda, ustalığı araçları olumlu kullanabilme, esneklik ve yaratıcılık yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Ustalık, sınırsız insan potansiyelinin birbirinden farklı çözümler üretebilme boyutudur. Konuşmayı, yürümeyi, yemek yapmayı, araba kullanmayı ve diğer şeyleri öğrendiğimiz gibi bunları da öğrenebiliriz.
ZİHİN VE BEDEN AYNI SİSTEMİN PARÇALARIDIR.
Zihin ve beden aynı sistemin parçalarıdır ve birbirini etkiler. Duygularımızın vücutlarımızla ilgisi vardır. Düşünerek tüm fizyolojinizi değiştirebilirsiniz. Eğer ‘’cesareti’’ düşünürseniz, güvenli görünür ve cesaretli hareket edersiniz. Eğer ‘’endişe’’ ve ‘’korkuyu’’ düşünürseniz, kalp atışınız, ses tonunuz ve vücut diliniz bu düşünceyle eşleştirme yapacaktır. Üzerinde kontrol sahibi olduğunuz tek bir sistem olarak iki şekilde de çalışır. Çünkü; düşüncelerimiz vücudumuzu ve kaslarımızı etkiler. Ne düşünüyorsak bilinçli ya da bilinçsiz olarak bedenimizde yansıtırız. Bilinçli davranışlarımızın oranı %10 iken, bilinçsiz olanlar %90 gibi yüksek bir orandır. Dolayısıyla zihnimizde ne düşünüyorsak vücudumuz o konumu alacaktır. Vücudumuz ne durumdaysa, o an zihnimizde aynı oranda hareket edecektir. Örneğin kızgınken gülmek zordur. Sinirsel olarak gülebiliriz. Kahkahalarla gülerken de zihnimiz açık ve vücudumuz gevşektir. Dolayısıyla zihnimizdeki atmosferi değiştirmek ortaya koyacağımız davranışları değiştirmektir. Zihin ve beden birbiriyle ahenkli çalıştığında bireye güvenli ilişkiler kurmada kişisel bütünlük kazandırmaktadır. Aynı şekilde iç huzuru sağlamak iç uyumu da beraberinde getirir. Fiziksel ve zihinsel uyumumuz ise vücut açısından bizi iç huzura ve sağlıklı bir yaşama götürecektir.
Düşüncelerimizi değiştirerek davranışlarımızı değiştirebildiğimize, fizyolojimizi ve duruşumuzu değiştirerek zihin durumumuzu değiştirebildiğimize göre, buna bağlı olarak olayları da kendi istediğimiz şekilde neden değiştiremeyelim? NLP’nin ‘Başarısızlık yoktur’ ilkesindeki örneklerde bu durumlara dikkatinizi yoğunlaştırmıştık. Bizi başarıya ve mutluluğa götürecek engeller nedir? Önümüzdeki tek engel biz miyiz? Duruşumuz mu güvensiz, yoksa düşüncemiz mi bize engel? Bunları tespit ettikten sonra gerekli ruh haline kendimizi getirebiliriz. Diyelimki siz bunu kolaylıkla başarabiliyorsunuz. Bütün bu uygulamaları yaparken olmasını istediğimiz durum bizim değerlerimize ve çevremize uymayabilir, ama yine de yapmak istiyorsak, bunun kime zararı olacağını kontrol etmek isteriz. Bu da ilk başta bize engel oluşturur. NLP’nin ‘iyi niyet’ ilkesinde olduğu gibi hedefimiz veya davranışımız başkalarına uymuyorsa, şartları yeniden gözden geçiririz. Bu istek bizim için başkalarının değerlerinden daha önemli ise hedefimizi gerçekleştirmek yolunda devam ederiz. (Hedef belirlemek ve istenilen duruma ulaşma konusunda inceleyeceğiz.)
Meditasyon, yoga, reiki vb. bu ilkeye bağlı öğreti, zihinsel ve bedensel rahatlama şekilleridir.
Çoğu insan günlük beden yorgunluğunu bir güzellik enstitüsünde masaj yaptırtarak atmaktadır. Moralimiz bozulduğunda genellikle kadınlara özgü bir rahatlama yöntemi olan alış-veriş ile kendimizin ruh halini değiştirme yoluna gideriz. Bu eşimizin bütçesi açısından ekolojik olmasa da bizim için o anda acil rahatlama ve mutlu olma şeklimizdir. Bazen içinden çıkılamaz sıkıntılar bizi esir alır. Örneğin; sevgilimizden beklediğimiz karşılığı alamamışızdır, büyük bir ekonomik problem yaşamaktayızdır veya bir yakınımızın ölüm haberi ile sarsılmış olabiliriz. Bunlar başkaları tarafından veya bizim tarafımızdan yaratılmış olsun farketmez, bütün bunlara acil süspansiyon çözümler bulmak ve içinde bulunduğumuz bu dayanılmaz durumdan biran önce kurtulmak isteriz. Düşünmeden yapılan bu davranışlar bizi bir takım bağımlılıklara sürükleyebilir.(Alkol, uyuşturucu, sigara, aşırı yemek yeme vb.) İşte bu durumda NLP’nin bu ilkesinin önemi ortaya çıkar. Çünkü; bu ilke zihin ve beden değişikliklerini doğal ve doğru yoldan yapmamızı destekler. Bu da sadece bizim olmasını istediğimiz duruma hayal ederek veya olmuş gibi hissederek kolaylıkla geçmemizi sağlar. Çünkü, bu ilkenin yöntemleriyle sağlığımızı da olumlu olarak değiştirme şansımız vardır.
Son yıllarda, spor dünyasındaki gelişmelerin iş dünyasını da etkilediği gözlemlenmiştir.
EĞER BİR KİŞİ BİR ŞEYİ YAPABİLİYORSA, İSTEYEN HERKES DE YAPABİLİR.
NLP’nin ‘zihin ve beden aynı sistemin parçalarıdır.’ ilkesinde deneyimlediğimiz gibi zihin ve beden fonksiyonlarımızı değiştirirerek kolayca istediğimiz sonuçlara ulaşabiliyorduk Eğer bir kişi bir eylemi kendi istediği şekilde gerçekleştirebiliyorsa, diğer herhangi bir kişi de bunu gerçekleştirebilir. Bu da o kişinin o eylemi veya işi nasıl gerçekleştirdiğinle ilgilidir. Acaba hangi düşünce ve davranış şekli ile o işi gerçekleştirebilmiştir. Bu da o kişiyi modellemek ile olur. Diyelimki siz bu konuda başarılısınız, ama belki de yanlış bir kişiyi veya olayı modellemek istiyorsunuz....Modelleme çalışmaları sonucunda, mükemmelliğe ulaşan bazı yollar belirlenmiştir. (Modelleme konusunda inceleyeceğiz.) İşte burada dikkatli olmak gerekir. Çünkü; bu yolların değişime ve gelişime açık olduğunu vurgulamak isterim. Mükemmellik kavramı ile, belirledikleri her hedefe sürekli erişebilen kişi ve organizasyonlardan söz ediyorum. Bunlar parçası oldukları sisteme uyum sağlamaya çalışırlar. Amaçları bütünün değerini artırmaktır. Varoluşları ortak bir amaca dayanır. Bu misyon, tüm elemanların ya da takımın gerçek duygu ve isteklerini yansıtır. Günümüzde, yalnızca kazanç artırmayı hedefleyen şirketler birçok engelle karşılaşır, bazıları yok olmaya yüz tutar. Aynı düşünce kişiler ve takımlar için de geçerlidir. Kendinize, ait olduğunuz gruba yada sisteme ne gibi bir katkınız olduğunu sorun.
NLP, ilk zamanlar konusunda ustalaşmış liderlerin nasıl bağlılık ve çoşku uyandırdığını anlamak için kullanılmıştı. Biz NLP’den o kişilerin nasıl düşündüklerini, dili kullanma biçimlerini, bedensel dillerindeki dalgalanmalarla kitleleri nasıl etkilediklerini belirlemek için yararlandık. Üstün beceri sahibi kişilerin, en duyarlı konularda tartışarak olumlu sonuçlar elde eden iletişim ustalarının ortak yönlerini bulmak için de NLP’den faydalandık. Tek sorun bu örnek almaların nasıl olacağıdır. Bu farklı stratejiler aracılığıyla gerçekleşebilir. Herkesin temsil sistemi farklıdır. (Strateji ve Temsil sistemlerinde inceleyeceğiz.) Biliyorsunuz ki her insan yapmak istediği tüm şeyler için yeterli kaynağa sahiptir. Bu insanları modellerken olduğu gibi davranışları adım adım uygulamak marifet değildir, kendimizden de birşeyler katmalı ve doğallığımızı korumalıyız. Biliyorsunuz ki; taklitçilik hiç iyi sonuç vermez. Belki istediğinize ulaşabilirsiniz ama toplum tarafından dışlanabilirsiniz.
Bu ilke işlenirken herkesin aklından şöyle bir soru geçebilir: ‘’Ben de ünlü kişiler gibi olabilir miyim, örneğin; bir Picasso gibi resim çizebilir miyim veya bir Beethoven gibi beste yapabilir miyim veya ünlü bir konuşmacı gibi güzel bir konuşma gerçekleştirip kitleleri etkileyebilir miyim, toplum içinde nasıl aranılan bir kişi olabilirim, çocuklarımı nasıl mükemmel yetiştirebilirim, nasıl başarılı bir yönetici olabilirim? Nasıl, nasıl, nasıl.... bu böyle uzar gider. Eskiden bazı sporların ancak yetenekli insanların becerisi olduğu kabul ediliyordu. Daha birçok beceri gerektiren şeyler böyle algılanmıştır. Bugün yeteneğin, önemli olmakla beraber
herşey olmadığı ispatlanmıştır. Yetenekli doğup yeteneklerinin farkında olmadan yaşayan sayısız insan vardır. Bununla birlikte yetenekli olmayıp, doğru teknikleri uygulayarak muhteşem sonuçlar ortaya koyan insanlar da vardır.
Başarı ve mutluluk tek bir kişiye ve kitleye ait değildir. İsteyen herkesin içindeki inançla yola çıktıktan sonra, fiziksel engelleri bile olsa (Sağır, dilsiz ve kör Pedagog Helen Keller birçok dili öğrenip kitap yazmıştır.) mutlaka istediği sonuca ulaşır. Biz de yeterli zaman ve emek yatırımı yaparak kendimizi yaptığımız işe adarsak herşeyi yapmayı öğrenebiliriz. O çok hayran olduğumuz kişiler gibi olabiliriz. Siz kendinize onlar kadar inanıyor musunuz?
İstediğiniz şeye karar verin, harekete geçin, yapabileceğinize veya olabileceğine inanın,esnek düşünün ve gerçekleşene kadar çalışmayı sürdürün. Sizi sizden başka kimse engelleyemez.
Unutmayın! Başkası yapabiliyorsa, sizde yapabilirsiniz...
ESNEK OLAN KİŞİ SİSTEMİ KONTROL EDER.
İnsanoğlu da dahil olmak üzere her türlü sibernetik sistemde en geniş davranış seçeneğine veya çeşidine sahip olanın bütün sistemi kontrol edeceği söylenmektedir. Herhangi bir sistemde, hangi öğenin ya da kişinin esnekliği (seçeneği) en büyükse, sistemi kontrol eden o olur. Kontrol sözcüğüyle, deneyimin kalitesini etkileme gücünden bahsediyoruz. Esneklik, yaptığımız işe yaramıyorsa, farklı şeyler denemeyi göze alabilme yeteneğidir. Biliyorsunuz ki; hep aynı şeyleri denemek farklı sonuçlar getirmez. İsteklerimize ulaşmak konusunda, eğer bir bildiğimiz varsa, yani eninde sonunda uyguladığımız strateji ile sonuca ulaşabileceğimize inanıyorsak belirli bir süre sabırla aynı araç ve teknikleri deneyebiliriz. Artık bir zaman sonra aynı hareketlerde israrcı olmanın bir anlamı yoktur.
‘’Eğer yaptığımız şey işe yaramıyorsa, başka bir şey yapın.’’ sözü de NLP’nin desteklediği bu ilkeyi anlatan bir başka mesaj şeklidir. ‘Esneklik Kanunu’ mühendislik sisteminden NLP’e taşınmıştır. Bu genellikle davranışı değiştirmeksizin tekrar tekrar bir şeyin denenmesi durumunda ortaya çıkan çaba israfına dikkat çeker. Bu da, görüşme ve röportaj gibi iletişimlerin esnek bir havada yapılması durumunda ortaya çıkabilecek açık avantajların altını çizer. Sistemi kontrol etmek, sonucu kontrol etmek ve bizi başarıya ulaştırmak anlamına gelir.
Bu söz insan ilişkilerinde olduğu kadar, organizasyonlar içinde geçerlidir.
NLP hiçbir zaman araçları amaç haline getirmeyi vurgulamaz demiştik. Sonuca gitmek için ilkeler doğrultusunda işe yarayan herhangi bir durumun, düşüncenin, davranışın uygulanmasını önerir. NLP, mükemmellik yolunda çözümler üreten teknolojileri ve teknikleri kapsamaktadır. İlerlediğimiz yolda hedefimize ulaşmak için, bir çözüme odaklanmak, kötü bir sürpriz karşısında çaresiz kalmamıza yol açabilir. Birden fazla çözüm alternatifine sahip olmak, daha geniş bir hareket özgürlüğü ve elde etmek istediğimiz sonuca ulaşmak için daha fazla olasılık ve hedefimizin gerçekleşme yüzdesini artırmak demektir. Bir seçeneğe sahip olmak, aslında hiçbir seçeneğimiz olmaması demektir. İki seçeneğe sahip olmak çelişkilere yol açabilir. Üç veya daha fazla seçeneğimizin olması, amacımıza ulaşmak için seçme ve hareket özgürlüğü getirir. Şu anda yaşadığınız sorunların çözümü için kaç seçeneğiniz var? Yeni seçeneklere açık mısınız? Yoksa kendinizi tek bir seçeneğe mahkum edip bir kısır döngü içinde misiniz? Başımız sıkıştığında, sıkıntıdan kurtulmak için aklımıza gelen en kolay çözüm genelde işe yaramaz. Çünkü; ilk çözüm peşinde yeni sorunları da getirir. Bunun için, hedefimize doğru yürürken alternatif yollarımızı bilmek hedefimize daha çabuk, daha kolay ulaşmamıza yardım eder. Çözüm odaklı kişiler bu kuralı çok iyi bilirler. Onlar için sonsuz sayıda çözüm vardır. Bu kuralı benimseyip uyguladığımızda sorun değil, çözüm odaklı bir kişi haline geliriz.
Örneğin; İletişimini aldığı tepki veya geri bildirimlere göre ayarlayan bir yöneticinin sorunlu personeli ve sorunlu yönetimi olamaz. Bu inançla yola çıkıldığında, alınan tepkilerin sorumluluğu kabul edilir ve tepkilere göre yeni davranış biçimleri araştırılır. Böylece, karşınızdakiler sorunların kaynağı olarak algılanmaz. Siz, kendi esnekliğinizi geliştirmeye çalışarak, farklı tepkiler uyandıracak seçenekler oluşturursunuz. Örneğin, bir sorunla karşılaştığınızda ne yaparsınız? Çözüm bulana dek tüm kaynaklarınızı zorlar mısınız, yoksa kısa zaman sonra vaz mı geçersiniz? Belki de başkasından yardım isteyip sorunu sizin için çözmesini önerirsiniz. Bundan böyle, yaşamınız boyu karşılaşacağınız her soruna bir çözüm bulacağınızı düşünün. Artık önünüzde rahat ve endişeden uzak bir gelecek var, yeterki sezgilerinizde duyarlı olun. Bu inancın sizde ne gibi duygular uyandırdığını düşünün...
Selda Ergökçen, 2006